Paylaşımlar

22 MAYIS 2014 | İÇİMİZDEN GELENLER

(D)EV'rim

En önemli irade gerçekte neysen o olmaktır. Bir görev için kendi gerçeğini feda edersin. Bir rol için duyularını feda edersin. Hissetme yeteneğinden vazgeçer ve karşılığında bir maske takarsın. Bireysel düzeyde kişisel bir devrim olmadan büyük ölçekli bir devrimin yaşanması mümkün değildir.”

― Jim Morrison

(D)EV’rim

Kayıtsızlığın Ötesi

Hiçbir şey yapmasak, olana bitene kayıtsız kalsak, hatta dirensek bile, her daim içimizde bir evrim gelişiyor.

Dönüp de bir bakın 5 yıl önceki halinize; nasıl da değiştiniz… Peki bu gelişim nasıl oluştu?

Olayların akışına (olana bitene);

o direnmeyi seçerek mi? (Mukavim)

o kayıtsız kalarak, farkında olmadan uyurgezer yaşayarak mı? (Uykucu)

o uyanıp, eyleme geçmede etkisiz, uykusuz kalarak mı? (Uykusuz)

o uygun değişimi kendimizde yaratmak için eyleme geçerek mi? (Kuyumcu)

Direnmeyi bırakıp uykudan uyanmak, uykusuz kalınan dönemlerin ötesine geçip yeni bir hayatın kapılarını aralamak; olayların akışına yön vermek mümkün.

Biraz durup düşünüp_hissederek, seçimler yapıp, karar verip, eyleme geçmek suretiyle evrime_ etrafımızda olana bitene ve kendimize_ müdahale etmeye başladığımızda, kendi öz devrimimizi inşa etmeye başlıyoruz.

Kendi CEO’nuz olun

Yönetim biliminin babası Peter Drucker, “Kendini Yönetmek”(1) (Managing Oneself) makalesinde, şirketlerin çalışanların kariyerlerini yönetmediklerini, insanlara kendi CEO’ları olmaları gerektiğini ve kendi güçlü yanlarına dayalı gelişim stratejilerini oluşturmalarını salık verir.

Kişinin kendini var etmesi

Bir de yaşayan Türk filozofu Oruç Aruoba’ya kulak verelim:*

“Kişi, hep, kendi kendisini işlemek zorunda olandır:

Kişi işlenmedikçe, dünyanın en ham şeyi----

bile değildir; hiçtir---yoktur...

Kişi kendini işlemeden varolamaz---nasıl ki insan da

başkalarınca işlenmeden varolamaz

(hani şu "eğitim"...).

Kişinin varoluşu kendi kendisini işlemesidir

---yani, kendi kendisini varetmesi...

Kişi,kendisini işleyerek kendini varedendir.

Kişi işleyerek varolandır.

Kişi, işler, olur...” (2)

Ez cümle "Devrimci Öz"

Hepimizin içinde bir cevher saklı, bu cevheri bulmak, işleyip mücevhere dönüştürmek, kendimizin Kuyumcusu olmak boynumuzun borcu.

Haydi şimdi, içinizdeki Devrimci ÖZ’ü gün ışığına çıkarma zamanı.

Boşverin kendi CEO’nuz olmayı, kendi Che Guevara’nız olun.

Şimdi, bugün, burada; tam zamanı, tam yeri…

Özkan Zere

Ekim-Aralık 2013

(1) Peter F. Drucker, “Managing Oneself”, Best of HBR 1999

(2) Oruç Aruoba, Yürüme, 75, Metis Yayınları, 1992

22 MAYIS 2014 | İÇİMİZDEN GELENLER

Öz

“En önemli irade gerçekte neysen o olmaktır. Bir görev için kendi gerçeğini feda edersin. Bir rol için duyularını feda edersin. Hissetme yeteneğinden vazgeçer ve karşılığında bir maske takarsın. Bireysel düzeyde kişisel bir devrim olmadan büyük ölçekli bir devrimin yaşanması mümkün değildir.”

― Jim Morrison

Ö Z

Kişi

İngilizce’de “kişi” (person) Latince “persona”(1)dan geliyor. Latince’de persona maske demek. Halen tiyatronun sembolü olan, antik dönemlerde tiyatroda kullanılan maskeleri (gülen yüz asık surata karşı) gözünüzün önüne getirin. Oyuncular eskiden rollerini işte o maskelerin ardında oynardı.

Psikolojik açıdan “kişi”nin tanımı, insanın toplum önünde takındığı roller ve büründüğü maskeleri işaret ediyor.

Birey

“Birey”in İngilizce karşılığı “individual”(2); yaygın anlayış “indivisible” yani “bölünemeyen” anlamında birleşiyor. Köklerine ayrıştırıp didiklersek, “dual”_ikili, “divi”_bölmek, “in” de olumsuz ön ek. Toparlarsak “artık ikiye bölünmesi mümkün olmayan” manasına erişmek mümkün.

Türk Dil Kurumu birey kelimesini, “Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert”(3) olarak tanımlıyor.

Nasılsınız?

Birisiyle karşılaşıyoruz ve laf ola beri gele hatır soruyoruz;

o Nasılsınız?

o İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?

o Ben de iyiyim, sağ olun

Öz Türkçe konuşan dildaşlarımızdan duyup bugünlerde farkına vardığım harika bir selamlaşma;

o Özünüz nasıl?

o ? <3 ?

İnsanı mıhlayıp düşündürüyor; hem rasyonel akla hem de duygusal zihne dönmek durumunda kalıyorsunuz. Siz, evet siz, hakiki siz; anne, baba, çocuk, kardeş, kuzen, yeğen, dayı, hala, teyze, amca rolleriniz değil. Doktor, mühendis, iş adamı, işçi, çalışan, yönetici rolünüz hiç değil. Soru “hakiki” size yönelik. İçinize dönün, hissedin ve düşünün, samimi olun ve gerçek halinizi paylaşın istiyor, soruyu soran.

Bölünemeyen bir “Öz” var içimizde, sahici bir “Öz”. Ona dönmemizi, farkına varmamızı bekliyor.

Kendinize karşı dürüst olun,“Öz”ünüz ne istiyor?

Aklınıza ve kalbinize kulak verin; ikisinin dengesini bulup eyleme geçin…

Özkan Zere

Ekim-Aralık 2013

(1) http://en.wiktionary.org/wiki/persona#Etymology

(2) http://en.wikipedia.org/wiki/Individual

(3) http://www.tdk.gov.tr/

22 MAYIS 2014 | İÇİMİZDEN GELENLER

İşini Seç(v)mek

Düşünüyorum da, ben lise öğrencisiyken kimse bana tutkunu bul, güçlü yanlarını keşfet, kendini tanı, sevdiğin işi yap filan demedi. Hatta bir yerlerden duyup da babama “insan sevdiği işi yapmalıymış” dediğimde, “yok öyle bir şey, vazife kutsaldır, iyi jokey her atla yarışabilir” derdi. Böylece saçını hem işte hem evde süpürge eden, iş dönüşü vazife kutsal sloganıyla doğrudan mutfağa yönelip, tayyör ile çorba karıştıran, “X” jenerasyonunun “vazifesine müdrik” (görevine sadık) bir üyesi olarak yaşadım.

İş hayatı deneyimim, gözlemlerim ve okuyup araştırdıklarımdan sonra, şimdi çocuklarımın önce kendilerini tanıyıp, güçlü yönlerini keşfedip, sevdikleri konulara odaklanmaya yönelik bir bilince sahip olmaları için kırk takla atıyorum. İşlerinden bahsederken gözleri tutkuyla parlasın; gelişsinler, geliştirsinler, önce kendilerine sonra ailelerine ve topluma faydalı olsunlar... Umarım buna göre bir yol çizerler kendilerine...

Devamı...

18 HAZİRAN 2013 | İÇİMİZDEN GELENLER | 1 YORUM

Mach Kein Yoga _ Yoga Yapma Lego Yap

Kullanıcısına eşsiz fırsatlar sunan lisan Türkçenin tuhaf bir kelimesidir, düşünce.

İş dünyasının içine düşünce, o hengâmede sana düşen işler arasında ilerlersin, düşe kalka. Tekrar kalkabilirsen ayağa, her düşüş bir talimdir aslında. Nihayetinde anlarsın: Düşmez kalkmaz bir Allah.[1]

Eğer hiç düşmüyorsan, bir şeyler yolunda gitmiyordur. Hep dimdik ayakta olan insanın egoyla sınavı zor mevzudur. Maddi dünyada sağlam bir özgüven elbet gereklidir, ancak aşırı yükselen entelektüel kibir adamı kör ve sağır eder. Ve yara almamış bir talih en küçük darbeye bile karşı koyamaz.[2]

Nehir

Her hayatın kendine ait bir vadisi vardır, başkalarıyla kesişen. İnsan kendi vadisinde akan bir nehirde kendi menziline doğru ilerler. Doğada yollar nadiren dosdoğru olur. Dolambaçlıdır nehir yatakları.

Gün gelir, akarsuyun gücüyle gürül gürül çağlar, kendini nehir sanırsın. Gün gelir, bir kıyısında bulursun kendini durgun suyun. Kıyıda yabani çalılıklardır düşüncelerin, bırakmazlar tekrar akasın. Haddinden fazla durup da köklenirsen, kopamaz hale gelirsin.

Hayat geçmişe tutunup bir kıyıya saplanarak değil, geleceğe doğru akarak yaşanır. En iyi kehanet yöntemi geleceğe dair söylem değil, eylemde bulunmaktır.[3]

Yoga

Zor zamanlar insanı maneviyata yönlendirir. Doğru olan eyleme yönelmektir. Zihninde düşüncelere veya düşünceyi susturmaya odaklanıp Yoga yapmak yerine Lego yapmak revadır. Lego zihninde tasarladığına vücut verdiğin bir eylemdir. Sıkı çabayla hayata geçmediği sürece, tasarımlar sadece iyi niyetten ibaret kalırlar.[4] Ve eylemsizlik yaşamın hakkını vermemektir.

Akış

Başı sonu belli bir nehir yatağıdır hayat, ciddiye almak ve çok çalışmak gerek. Seçimleridir insanı akışta tutan ve akıl tutulmasıdır insanı eylemden uzak düşüren.

Terazinin bir kefesinde akıl, diğerinde duygu dururken ve denge biri lehine ağır basmıyorken karar vermeli insan. Diğer bir ifadeyle; eylem kararı verirken, “mantıksal yargı” ve “sezgisel iç görü” birbirine baskın çıkmasın ki, insan akması gereken nehir yatağından kopmasın.

Sakın ola durgun suyun kıyısında kendini eylemden alıkoyma; sığ suyun çamuru paçalarına bulaşır.

Dengeni koru, kararını ver, eylemde kal. Akışta kal.

Hayat nehrinin götürmek istediği vadilerde özgürce kıvrıla kıvrıla dolaşan insanın yolu, elbet okyanusa da ulaşır.

Özkan Zere, 20.Nisan~16.Mayıs~18.Haziran.2013

[1] İnsanların talihsizliklere uğraması olağandır. http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_atasozleri&view=atasozleri

[2] Seneca, De Providentia http://en.wikipedia.org/wiki/De_Providentia

[3] Peter Drucker, “The best way to predict the future is to create it.”

[4] Peter Drucker, “Plans are only good intentions unless they immediately degenerate into hard work.”